Erdoğan ile Özel’in Mutlak Butlan Tezgahı Üzerine - II
Bir kez CHP’nin içeriden dönüştürülmesi Erdoğan açısından stratejik bir ihtiyaç haline gelince, bundan sonraki gelişmeler büyük ölçüde bu ihtiyacın mantığı içinde şekillenmeye başladı. Çünkü siyaset çoğu zaman kişilerin tercihleriyle değil, stratejik ihtiyaçların yarattığı zorunluluklarla ilerler.
http://demokratikbirlik.org/erdogan-ile-ozelin-mutlak-butlan-tezgahi-uzerine-iiOpen linkView original on lemmy.world"İnsanlar yanıldığın için seni affeder, ama haklı olduğun için asla affetmezler;
"İnsanlar yanıldığın için seni affeder, ama haklı olduğun için asla affetmezler; özellikle de olaylar senin haklı olduğunu kanıtlarken, aynı zamanda onların yanıldığını da ortaya koyuyorsan."
Thomas Sowell
"Anarşistlerin bir diğer iddiası da Marx’ın ve aslında bir bütün olarak Marksist geleneğin çoğunluğunun politik iktidarın özerkliğini ve özellikle devlet iktidarinı ihmal ettiğidir." Saul Newnan
"Anarşistlerin bir diğer iddiası da Marx’ın ve aslında bir bütün olarak Marksist geleneğin çoğunluğunun politik iktidarın özerkliğini ve özellikle devlet iktidarinı ihmal ettiğidir."
Saul Newnan
Yavaş yavaş ölürler
Yavaş yavaş ölürler Seyahat etmeyenler, Yavas yavaş ölürler okumayanlar müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler, Izzetinefislerini yıkanlar Hiçbir zaman yardım istemeyenler.
Yavas yavaş ölürler Alışkanlıklara esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler, Ufuklarını genisletmeyen ve değistirmeyenler, Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyen, veya bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavas yavas ölürler İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar, tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar yavas yavas ölürler.
Yavaş yavaş ölürler Aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler, Rüyalarıni gerçekleştirmek için risk almayanlar, Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamıs olanlar. Yavaş yavaş ölürler.
Pablo Neruda
Bir efendi kölesinden yapamayacağı bir şeyi isteyip sonra onu cezalandırıyorsa adil değildir. Ebû Îsâ el-Verrâk
Bir efendi kölesinden yapamayacağı bir şeyi isteyip sonra onu cezalandırıyorsa adil değildir.
Ebû Îsâ el-Verrâk
İnsan aklı kendi başına ulaşabileceği gerçekler için peygamberlere ihtiyaç duymaz; akla aykırı görünen iddialar da sırf bir peygamber tarafından söylendi diye kabul edilmemelidir. Ebû Îsâ el-Verrâk
İnsan aklı kendi başına ulaşabileceği gerçekler için peygamberlere ihtiyaç duymaz; akla aykırı görünen iddialar da sırf bir peygamber tarafından söylendi diye kabul edilmemelidir.
Ebû Îsâ el-Verrâk
“Sanatçının görevi sorular sormaktır, onlara cevap vermek değil.” — Anton Çehov
“Sanatçının görevi sorular sormaktır, onlara cevap vermek değil.”
— Anton Çehov
Yalnızca futbolda değil, her alanda yıkım…
Elias Nin
Türk milli takımının dünya kupasında yaşadığı yıkımı sadece bir futbol başarısızlığı olarak değerlendirilemez zira Türklüğün futbol ile kurduğu bağ buna uygun değildir. Türklük açısından her şey gibi futbol da Türklüğün gücünün sınandığı bir alandır. Bunun temel nedeni, Türklüğün bir sosyalite, etnisite değil, bir ideoloji olmasıdır. Türk-İslam esasına göre inşa edilmiş Türklük ideolojisi, esasen faşizmin İslam ile harmanlamış halidir. İslam’ın tarih sahnesine çıktığı çağda henüz faşizm olgusu bilinmiyordu zira faşizm kapitalist çağın bir enstrümanı olarak doğmuştur. Lakin İslam bir Orta Çağ ideolojisi olsa da 20. Yüzyılda ortaya çıkmış olan faşizmin birçok dayanağına sahipti. Mesela İslam bir Arap kültürü olarak doğmuştur ama onun özüne en uygun sosyal taban Türklüktür. Zira ikisinin de kodları faşizme ziyadesiyle uygundur. “Türk-İslam Sentezi” olarak bilinen Türkçülük (Türk tipi faşizm) tam da bu iki özne üzerine inşa edilmiştir. Faşist Mussolini İtalya’sında, Nazi Almanya’sında, Faşist Franco İspanya’sında, Salazar Portekiz’inde futbol ya da sporun herhangi bir alanıyla kurulan bağ ile Türklüğün futbol veyahut da sporunun herhangi bir alanıyla kurduğu bağ birebir aynıdır. Spor, gücün ve “üstün ırkın” test edildiği alandır. Mesela 1936 Berlin Olimpiyatları, Hitler Almanya’sı açısından “Alman ırkının üstünlüğü”nün test edildiği bir alan olmuş, siyahi atlet Jesse Owens’ın yarışı kazınması, Hitler’in stadyumu terk etmesine neden olmuştu. Hâsılıkelâm; Türk milli takımının dünya kupasında yaşadığı yıkımı buradan bakarak okumak lazım. Türklüğün her alanda yenilgisini, yıkımını istemek, Türklük ideolojisiyle suç ve çıkar ortaklığı olmayan herkes için hayati bir öneme sahiptir. Tıpkı kapitalizmin yıkımını istemeden iyi bir insan olunamayacağı gibi, Türklüğün ve İslam’ın yıkımından yana olunmadan da “iyi insan” olunamaz.
“Neden burada olduğumuzu bilmiyorum, ama bunun eğlenmek için olmadığına oldukça eminim.” — Ludwig Wittgenstein
“Neden burada olduğumuzu bilmiyorum, ama bunun eğlenmek için olmadığına oldukça eminim.”
— Ludwig Wittgenstein
Kemalist faşizmi nazi faşizminde ayıran en önemli nokta
Kemalist faşizmi nazi faşizminde ayıran en önemli nokta Anadolu ve Mezopotamya'da Türk olmadığı için Kemalistler devlet faşizmi ve kültürel faşizm uygulamıştır ve Anadolu ve Mezopotamya halkları devlet zoruyla Türkleştirilmiştir.
"Peki, o zaman anarşist ne demektir? Toplumsal eşitsizliğin içinde dünyaya gelmiş olmak haksızlığına karşı isyan eden kişidir; özünde sadece budur." Fernando Pessoa
"Peki, o zaman anarşist ne demektir? Toplumsal eşitsizliğin içinde dünyaya gelmiş olmak haksızlığına karşı isyan eden kişidir; özünde sadece budur."
Fernando Pessoa
"Anarşizmin bireysel özgürlük ve özerklik vurgusu, hiyerarşik ('bürokratik') örgütlenme karşısındaki bildik şüpheciliği, sert belagate her zaman meyyal olması özellikle sağcn rejimlerin yoğun baskı uy
"Anarşizmin bireysel özgürlük ve özerklik vurgusu, hiyerarşik ('bürokratik') örgütlenme karşısındaki bildik şüpheciliği, sert belagate her zaman meyyal olması özellikle sağcn rejimlerin yoğun baskı uyguladiğı siyasal koşullar altında cazibesini ziyadesiyle artırmıştır. Kendi kendini üreten düzinelerce otonom 'groupuscule'ün (küçük gruplar, fraksiyonlar) izini. sürüp, içlerine girip yok etmekle uğraşmaktansa sendikaları ve siyasal partileri ezmek bu türden rejimler için çok daha zahmetsizdir."
Benedict Anderson
1915 OLAYLARINDA ERMENİ KADINLARIN BAŞINA GELENLER.
Dönemin en önemli Ermeni yazarlarından Zabel Yesayan tarafından kaleme alınan 18 Ocak 1919 da Paris Konferansı’nda Ermeni Delegasyonu’nu temsil eden Boğos Nubar Paşa’ya sunulan 11 sayfalık rapor, 1915 ve sonrasında Ermeni kadınların maruz kaldığı korkunç muameleyi anlatıyor 1915 Ermeni kırımında ,hayatta kalan kadınlar, çoçuklar çok ağır bedel ödemişler. Ermeni erkeklerin öldürülmesinden veya tehcire gönderilmesinden sonra kadınları ve kızları çok kolay olarak hedef haline geldiler, bunların bazıları köleleştirildi,bazıları cariye veya seks kölesi olarak kullanıldı , bazıları kendi isteklerin dışında Türk,Kürt ,Arap ailelere satıldılar : Genç kadınların ve çocukların zorla kaçırıldığını, bunların sayısının kesin olmamakla birlikte 200 binden fazla olduğunu ifade ediliyor. Zabel Yesayan, söz konusu çocuk ve kadınların farklı biçimlerde kaçırıldığını belirtirkten sonra, şu sınıflandırmayı yapıyor:
-
Birçok kadın ve çocuk, doğdukları şehir ve köylerden zorla kaçırıldılar. Bunların birkaçına Müslümanlar komşuları sahip çıktı.Sahipsiz kalan çoçuklar kaçırıldı.Bazı kentlerde Türk ve Alman subaylar şehrin önde gelenlerinin güzel kızlarını,bazı kentlerde , zengin Ermeni ailelerin kızları ,bazı yerlerde ise eğitimli Ermeni kızlar kaçırdılar.
-
Ermeni erkeklerinin çoğunluğunun acımasızca katledildikten sonra, caniler tarafından kaçılırılmadan kurtulan ermeni kadınlardan birçoğu ise yollarda öldürüldüler. Tehcir konvoylarındaki kadınlara ise insanlık dışı durumlar yaşatılıyordu, uzun yolculuklardan susuz kalan ermeni kadınlara su içmelerini engelliyorlardı. Suya kavuşma izni elde etmenin bedeli olarak , bakire ya da genç kızın kendilerini teslim etmeleri,diğer bir deyişle seks köleliği öneriliyordu. Bu korkunç yöntem sistematik biçimde ,özellikle Kemah-Halep, Konya-Tarsus yollarında, Fırat nehri boyunlarında ve tehcir yolculuğunda uygulaniyordu
-
Ermeni kadınlar ,tehcir yolunda veya toplandıkları toplama kamplarında Kürtler, Çerkezler, Çeçenler, Hamidiye Alaylari ve Rumeli göçmeni Müslümanların saldırılarına maruz kalıyor, bu saldırılar ve soygunlar ,tehciri yöneten jandarmanın himayesinde gerçekleşiyordu .Saldırganlar , ermeni kadınlarının üzerlerinde ne bulurlarsa alıp götürüyor, elbiselerini bile soyup çıkarıyorlardı, bunlar, ötekilere ibret olsun diye, diğer kadınların yanında yapılıyordu. Bir Ermeni kadın, bir müslüman tarafından götürülmedikçe ya da satılıp kaderi belli olmadıkça, her bir ermeni kadını toplu tecavüze, köleliğe ,seks köleliğin muhtemel kurbanı olmuştu.. Yesayan’ın sunduğu tebliğindeki en çarpıcı bölüm, şiddete ve tecavüze maruz kalan Ermeni kadınların tutumuna ilişkin bölüm. Yesayan konvoylarda iyi eğitimli, yüksek tabakalara mensup ermeni kadınlar da olduğunu vurguluyor. Söz konusu kadınların birçoğu infazlar ilk başladığında intihar etmiş, pek çok anne, genç kızlarını Fırat’ın sularına atmış. Genç kadınlar yeni doğmuş çocuklarıyla birlikte aynı sulara atlamış: Pek çoğu da delirmiş . Aralarından bazıları tecavüzden sonra kaçmayı başamış,ancak bunların çoğu kaçarken öldürülmüş. Kimileri, ki bunların sayısı çok azdı, mütecavizini öldürmüş . Zabel Yesayan'ın tebliğine göre , bazı Ermeni yerleşim yerlerinde kadınları, tehcir kararına uyan erkeklerine isyan etmiş, evlerinde ölümü seçmişler. Birçok bölgede anneler teslim olmaktansa, içinde oldukları evleri, genç kızları ve çocuklarıyla birlikte ateşe vermişler. Derleme:Dr.med.Sarkis Adam.
15 Haziran 1915’te İdam Edilen Ermeni Sosyalistler
Mahmut Uzun
Paramaz (Matteos Sarkisyan) - Բարամազ Dr. Benne (Bedros Torosyan) - Տքթ. Պէննէ (Պետոս Թորոսեան), Harputlu) Aram Açıkbaşyan - Արամ Աչըգպաշեան - (Krikor Garabedyan, Arapkirli) Keğam Vanikyan - Գեղամ Վանիկեան, (Vanlı), gençlik dergisi "Gaidz" in editörlerinden Murat Zakaryan - Մուրատ Զաքարեան, (Muşlu) Yervant Topuzyan - Երուանդ Թօփուզեան Hagop Basmacıyan - Յակոբ Պասմաճեան Smpat Kelekyan - Սըմբատ Գըլըճեան Rupen Garabedyan - Ռուբէն Կարապետեան Armenag Hampartsumyan - Արմենակ Համբարձումեան Abraham Muradyan - Աբրահամ Մուրատեան Hrand Yegavyan - Հրանդ Եկաւեան Karnig Boyacıyan - Գառնիկ Պօյաճեան Hovhannes D. Ğazaryan - Յովհաննէս Տ. Ղազարեան Mgrdiç Yeretsyan - Մկրտիչ Երէցեան Yeremya Manukyan - Երեմիա Մանուկեան Tovmas Tovmasyan - Թովմաս Թովմասեան Karekin Boğosyan - Գարեգին Պօղոսեան Minas Keşişyan - Մինաս Քէշիշեան Boğos Boğosyan - Պողոս Պողոսեան
Bugün, 15 Haziran 1915’te idam edilen Paramaz ve yoldaşlarını saygıyla anıyorum.
Onlar yalnızca Ermeni sosyalist hareketinin öncüleri değildi. Aynı zamanda eşitlik, özgürlük, adalet ve halkların kardeşliği uğruna yaşamlarını ortaya koyan devrimcilerdi. Fakat onların idam sehpasına gönderilmesiyle başlayan karanlık, yalnızca birkaç insanın ölümüyle sınırlı kalmadı; ardından bütün bir halkın yıkımına, sürgününe ve yok oluşuna dönüştü.
Aradan yüz on yılı aşkın bir zaman geçti. Ancak bu topraklarda dökülen kanın hesabı hala verilmedi. Gerçeklerle yüzleşmek yerine inkarı seçenler, yalnızca geçmişin suçlarını örtmüyor; aynı zamanda o suçların siyasal ve ahlaki mirasını bugüne taşıyorlar.
Tarihi tersyüz ederek, katledilenleri suçlu; katilleri ise kahraman ilan ederek bir halkın hafızasını silebileceğinizi sandınız. Oysa bastırılan her gerçek, bir gün daha büyük bir vicdan hesabı olarak geri döner.
İttihatçı zihniyetin mirasıyla hesaplaşmayan bir devlet geleneği, yüz yıl boyunca farklı biçimlerde aynı politikaları sürdürdü. Çünkü geçmişin suçlarıyla yüzleşilmedi. Çünkü adalet hiçbir zaman tecelli etmedi. Çünkü kurulan düzen, hakikat üzerine değil inkar üzerine inşa edildi.
Bugün hala “bu devleti demokratikleştireceğiz” diyenler önce şu soruya cevap vermelidir:
Demokratikleşme, üzerine kurulduğu tarihsel suçları reddeden bir zeminde nasıl mümkün olacaktır?
Bir halkın yaşadığı büyük felaketi inkar ederek özgürlükten söz edilebilir mi?
Hakikati reddederek adalet inşa edilebilir mi?
Daha da önemlisi, kendilerine sosyalist, demokrat, devrimci ya da Kürt özgürlük hareketinin parçası diyenler de bu sorularla yüzleşmek zorundadır.
Bugün “Bu ülke bizim de ülkemizdir”, “Bu devleti birlikte demokratikleştireceğiz”, “Bu cumhuriyeti hep birlikte yeniden inşa edeceğiz” diyenler; yüz yıl önce el konulan toprakların, sürgün edilen halkların, yok edilen kültürlerin ve inkar edilen acıların üzerine kurulan tarihsel gerçeklikle hesaplaşmadan hangi ortak gelecekten söz ediyorlar?
Bu toprakların gerçek sahipleri sürülmüş, katledilmiş veya yok edilmişken; onların yokluğundan doğan siyasal ve toplumsal düzenin nimetlerinden yararlananlar, bu tarihsel mirasın sorumluluğundan tamamen kurtulduklarını mı düşünüyorlar?
Bu devletin bütün katliamlarına maruz kalmış olmak, geçmişte işlenen suçlarla yüzleşme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Mağdur olmak, hakikat karşısında susma hakkı vermez.
Tam tersine; zulmü yaşamış olanların, geçmişteki zulümler karşısında daha yüksek sesle konuşmaları gerekir.
Çünkü sessizlik bazen inkarın başka bir biçimidir.
Ve inkar, yalnızca suçu işleyenlerin değil; gerçeği bildiği halde susanların da omzunda taşınan ağır bir yüktür.
Şimdi yeniden soruyorum:
Kimlerin kanı üzerinde kuruldu bu devlet?
Kimlerin malları, evleri, kiliseleri, mezarlıkları ve toprakları üzerine inşa edildi?
Kimlerin yokluğunda büyüdü bu sermaye?
Kimlerin susturulmasıyla yazıldı bu resmi tarih?
Bu sorulara cevap vermeden özgürlükten, kardeşlikten, demokrasiden ve ortak vatandan söz etmek, hakikatin etrafında dolaşmaktan başka bir şey değildir.
Gerçek bir yüzleşme olmadan gerçek bir barış olmaz.
Gerçek bir hesaplaşma olmadan gerçek bir demokrasi kurulamaz.
Ve inkar edilen bir soykırımın gölgesiyle hesaplaşmadan, bu toprakların vicdanı hiçbir zaman özgürleşemez.
Paramaz’ı ve yoldaşlarını saygıyla anıyorum.
Onları idam sehpasına gönderen zihniyetle de, o zihniyetin mirasını bugün hala koruyanlarla da tarih er ya da geç hesaplaşacaktır.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
TARİHTE 15 HAZİRANLAR.
Kadir Dağhan
Bugün 15 Haziran. 1970 yılında sendikal ve örgütlenme hakları için mücadele eden örgütlü işçilerin büyük direnişinin ilk günü. 15-16 Haziran olarak anılır. Unutulmaması, örgütlülük bilincinin yükseltilmesi gerekirdi. Lakin başarılamadı. Bir de 111 yıllık unutulmayan, unutulamayacak bir 15 Haziran vardır. Unutan unutmuş olabilir ama Mezopotamya'nın kadim halkı Süryanilerin ve iyi insanların unutacağını sanmıyorum. Süryanice de kılıç veya kılıçtan geçirilme anlamına gelen Seyfo katliamı veya soykırımı da coğrafyanın büyük utançlarından biridir. Aynı şekilde Ermeni devrimci Paramaz ( Matdeos Sarkisyan ) ve 19 arkadaşının 15 Haziran günü katledilmesi de tüm tazeliğiyle hafızalardadır. Ancak ne hikmetse özellikle de işçi sınıfı güzellemesi yapanlar tarafından pek sözü edilmez, anımsanmaz. Belki de Cumhuriyet öncesi olduğu içindir bilemiyorum. Tarihte yaşanılan, yaşatılan acıların, zulümlerin, katliamların çetelesini tutmak mümkün değildir. Zira acıların, zulümlerin, vahşetlerin yaşatılmadığı tek gün neredeyse yoktur üzerinde yaşadığımız coğrafya ve dünyada. Ancak acıların bir daha yaşanmaması, insani ve hak temelli direnişlerin yükseltilmesi için unutulmaması, hatırlanması gereklidir. Asla unutmayan, unutmayacak olan emekten, barıştan yana yaşam sevdalısı zelal yüreklere tek değil, tüm dillerden SELAM OLSUN.
Yıllardır sadece teoride kalmıştı: Maddenin gizli fazı nihayet bulundu Bilim insanları, onlarca yıldır yalnızca teoride öngörülen gizli bir madde fazını ilk kez stabilize etti. Yeni yapı, kuantum tek
https://www.donanimhaber.com/maddenin-gizli-fazi-nihayet-bulundu--206768Open linkView original on lemmy.worldCanavarın tarihi sona erdi ve alçakgönüllülükle çifte bir ölümü bekliyor — bedensel yok oluşu ve kendisine dair hatıranın silinmesi. Ulrich Horstmann
Canavarın tarihi sona erdi ve alçakgönüllülükle çifte bir ölümü bekliyor — bedensel yok oluşu ve kendisine dair hatıranın silinmesi.
Ulrich Horstmann
İnsan, kendinin farkında olan bir hiçtir. Julius Bahnsen
İnsan, kendinin farkında olan bir hiçtir. Julius Bahnsen
